1315234535 70ea22400fd890c5033cb31642c4ae68 928556522

bilmem ki ben

yaşadığım olumsuzlukları, haksızlıkları, utançları hep kendime saklamak, hiç kimseylen paylaşmamak, kendi içimde öğütmeye sindirmeye çalışıp motorumu bozmak, kusmak-sıçmak, ortalığı ve üstümü başımı gerektiği zamanda değil de çok çok sonralarında rezil etmek huyum çiğdem isimli bir kız ile başladı. daha doğrusu onunla değil, onun bana yaptıklarıyla ve benim sessiz kalmalarımla.

adını çoktan unuttuğum bir akranımın ablasıydı çiğdem. ben ilkokula başlamadan evvel o ilkokul ikiye gidiyordu. oyunlarımıza elbette ki katılmaz, bir köşede küçümseyen gözleriyle bize bakışlar atıp dururdu. onun kendi arkadaşları vardı elbette, onlarla üstün oyunlar oynar, onlarla bizim erişemeyeceğimiz işler yapar, asla gidemeyeceğimiz yerlere giderdi.

kendi arkadaşları dışarı çıkamadığı zamanlarda ancak yanımıza gelir; oyunumuza katılmak bir yana, bizi aşağılar giderdi.

çiğ sarı renk saçları kısacık kesilmiş, açık kahverengi gözlü, kahverengi tulumunu bugün bile tüm ayrıntısı ilen tarif edebileceğim bir kızdı işte çiğdem. asıl arkadaşım olan, bol vaktimi geçirdiğim kız kardeşinin adını hatırlamayıp onun elbisesindeki dikişleri gözümü kapattığımda olduğu gibi görebilmem oldukça manidar. bence.

o günlerde bilemediğim, bugünlerde ise asla bilemeyeceğim bir nedenle çiğdem benden nefret ediyordu. beni kimsenin göremeyeceği zamanlarda bir köşeye sıkıştırıp saçımı çektiği, kollarımı çimdiklediği anlar birden çok kalmış belleğimde. en büyük vukuatı ise bacaksız ve kolsuz -kafa dahil- gövdem büyüklüğünde bir taşı yuvarlayarak kaçmama fırsat tanımadan sağ ayağımın üstünde bırakıp dönüp arkasını gitmesiydi.

olay günü annem bizim dördüncü kattaki balkonumuzdan taşın ayağıma yuvarlandığını görmüş. taşın tenime değdiği an içi cız ederek balkondan aşağı düşmeye-yanıma gelmeye yeltenecekken küçücük yüzümde herhangi bir acı ya da panik belirtisi görmeyince bir durmuş. çiğdem nam kız dönüp arkasını gidince, diğer arkadaşlarım da onu izleyip beni orada taşla başbaşa bırakınca hala yüz ifademde bir değişiklik olmadığını, bırak ağlamayı kaşlarımın bile hareket etmediğini görünce içi rahatlamış, yükseklikten kaynaklanan bir illüzyonla ayağımın ezildiğini sandığını, taşın aslında ayağımın üzerinde durmadığını zannedip beni eve çağırıp benden de “tamam geliyorum” yanıtımı alınca mutfağa girip pişirmekte olduğu yemeğe devam etmiş.

5 yaşındaki bir kız çocuğuyum tabii o zaman, ayağıma en az benim kadar bir taş düşse ağlamadan, mimik bile değiştirmeden öylece durabilir miyim ki? mümkünatın yok…

nasıl, nereden güç buldum da o taşın altından ayağımı çıkarıp topallamadan, zırlamadan eve gittim; ben de bilmiyorum. hatırlamıyorum.

bana yapılan haksızlıkları, kabadayılığı ve zulmü kabul etmedim; bunu anneme babama söyleyerek veya ayağıma eksi artı 20 kg ağırlığında taş yuvarlanınca ağlayıp zırlayarak da açık edemezdim asla tabii ki.

sağ ayağımın başparmağının tırnağı dalga dalga morardı ve düştü. annem süphelendi ve beni konuşturarak bunun sebebinin o taş olduğunu öğrendi elbet. ama taşın altına ayağımı kendimin yanlışlıkla soktuğuna inandırdım annemii bir şekilde. ve asla çiğdem isimli o kızdan bahsetmedim. bu zayıflığı ve acizliği kabullenemezdim.

kabullenmiştim aslında da, kabullendiğimi çiğdem dahil kimsenin bilmesine katlanamazdım.

ben de bu çeşit bir ruh hastasıyım işte.

bunca yıl sonra bunu burda ilan etmem de ne çeşit bir ruh hastası olduğumu belli eder sanırsam.

Yazar: Nihan

Bir Yorum Yazın