edebiyat 3

ben kendime

ben kendime bir kuzeydoğu anadolu şehrinde rastladım.

güneşli bir sabah zamanı o şehrin terminalinde, o 13 saatlik otobüs yolculuğundan sonra bacakları tutulmuş, beli ağrır vaziyette,  iki bavulu sürüklemeye çalışırken tanıştık.

gençti, çok tecrübesizdi. bavullarına ihtiyacı olacak şeyleri koymamıştı pek. bir sürü eksiği vardı, henüz farkında değildi.

ben kendime bir kuzeydoğu anadolu şehrinde rastladım ilk kez. yıllardır aynalardan tanıdığımı sandığım ama aslında çok yanıldığım yüzümü ilk defa orada gördüm.

kimseyi tanımıyordu, toydu. ne yapacağını hiç ama hiç bilmiyordu. elinde babamın yazıp verdiği bir kağıt, yolunu bulmaya çalışıyordu.

kendine göre bir yol çizdi ve yürüdü de. ben de izledim onu hep bir adım gerisinden. benden bağımsızlığını, farklılığını hissettikçe-anladıkça kanımın donduğu anlar oldu. kendime biçip durduğum elbiseleri giymeyi reddettiğini gördükçe aklım başımdan gitti. ellerimlen yaptığım çerçevelere sığmayıp durdukça beynim zonkladı. sevdiğim şeylerden, insanlardan vazgeçmeye başladıkça ondan uzaklaştım, soğudum. yıllar içinde ilmik ilmik ördüğüm alışkanlıklarımı söküp söküp oraya buraya savurduğunu gördükçe hayretler içinde kaldım. canımı dişime takıp oluşturduğum hayat derslerini-tecrübeleri elinin tersiyle ittikçe nefretle doldum ona karşı.

reddetme-kabullenmeme yoluna girdim. bu ben olamazdım, 26 senedir tanıyıp sevdiğim; ve dahi olduğum kişi bu olamazdı, bu da kimdi, neyin nesiydi? ne omurgasız, ne ilkesiz, ne kadir kıymet bilmez, ne hatır gönül tanımaz, ne kuralsız, ne beyinsiz biriydi ki bu?

terketmeliydim…

düzeltmeye çalıştım önceleri. çatıştım, kavga ettim kıyasıya. kafasını duvarlara duvarlara vurdum. ağladı, sızlandı, çirkinleşti. salya sümük zırladı, gururunu çıkarıp attı içinden. “yapma” dedim yaptı. “yeme” dedim yedi,” içme” dedim içti, “git” dedim kaldı. kulağının kepçesini çekip içine içine bağırdım, sağır oldu. “konuşma” dedim en çok, konuştu hep. “anlatma, dinlemezler”, “anlatma anlamazlar” dedim, anlattı hep. hep açık etti en derinde saklaması gerekenleri, sinirlendim. tokat attım, yumruk vurdum, örseledim. Arsızdı ve yüzsüzdü. anlamak-uymak-uyum sağlamak istemedi.

terketmeliydim…

yere düştü, kah benim tekmelerimle-acımasızlığımla, kah başkalarının müdahaleleriyle… elimi de uzatmadım, ellerini de uzatmadılar ama hep kalktı… ne sinir bozucu, ne kifayetsiz şeydi…

çok fırtınalar yaşadım onunla, çok yollar aştım, çok engebelerden geçtim.

terketmeliydim…

ama yapamadım. atsam atamadım, satsam satamadım. kabullenmeyi öğrendim. o bana öğretti. ben döve döve-zorla öğretemedim ona bazı şeyleri, o bana dayak yiye yiye-gözü kaşı patlaya patlaya öğretti kim olduğumu. ayıplamamam, yargılamamam gerektiğini öğretti, “insanlık” denilen muammanın nasıl bir şey olabileceğinin ipucunu verdi.

kendisine minnettarım.

güneşli bir sabah zamanı, bir kuzeydoğu anadolu kentinin terminalinde,  ihtiyacı olmayacak şeylerle dolu iki bavulunu yerde sürüklemeye çalışırken rastladım ben kendime. herkesin bir gün bir köşe başından gördüğü-görüvereceği kendi yüzüne, ben orada o sabah zamanı rastladım.

onu kabullendim kabulleneli de destek olmaya, yanından ayrılmamaya çalışıyorum.

bensiz hatalara düşebilir, acı çekebilir. arkasında olmalıyım.

Yazar: Nihan

Bir Yorum Yazın